Derdinize Derman Arıyorsanız!!!

6/11/2007 - Melekler Müjde Veriyor

Kategori: Tefekkur

Peygamberimize (s.a.v.) okunan salât u selâmlar ve meleklerin verdiği müjde


Resûlüllah
sallallâhü aleyhi ve sellem Efendimiz, Rabbine karşı olan edep tavrının yanında, biz ümmetine karşı da daima şefkat ve merhametle dolu olduğunu, “ümmetî, ümmetî” diyerek kavlen ifade etmişler, fiilen ve amelen de her zaman ortaya koymuşlardır. Onu, rahmet ve bereketine mazhar kılan Cenâb-ı Hak, bizi de, ona duâ ve salât ü selâm getirmekle mükellef tutmuştur.

Resûlüllah Efendimiz'e Allah Teâlâ'nın salâtı, rahmet etmesi ve onun şânını yüceltmesidir. Meleklerin salâtı, Peygamber Efendimiz'in şânını tebcîl etmek, mü'minlere bağış dilemek mânâsınadır. Mü'minlerin salâtı ise, duâ mânâsına gelmektedir. Allâhü zû'l-Celâl ve'l-Kemâl Hazretleri bütün mü'minlere, peygamberlerine salât ve selâm getirmelerini emretmekte ve ona saygı göstermelerini istemektedir.

Kısaca, “Allâhümme salli alâ Muhammed” demek salât, “es-Selâmü aleyke eyyühe'n-Nebiyyü” demek selâmdır. “Sallallâhü aleyhi ve sellem” cümlesinde ise, hem salât hem de selâm mevcuttur. Resûlüllah Efendimiz'den rivâyet olunan pek çok salât ü selâm vardır. Bunları okumak, mümkün olduğu kadar çokça salât ve selâm getirmek, onun sevgisini, rahmet ve re’fetini celp eder, şefâatine vesîle olur. Zira, salât ü selâmlarla her an onu unutmayan, kendini de ona tanıtmaya ve hatırlatmaya çalışan ümmetini, öyle inanır ve ümit ederiz ki, o da unutmayacaktır.

Âlemlere rahmet olarak gönderilen Sevgili Peygamberimiz'e ümmet olma nîmetinin şükrü, herhalde ona salât ve selâm getirmekle mümkün olur. Hatta o İki Cihan Serveri'nin adı anıldığı zaman salavât getirmenin vâcip olduğuna hükmeden âlimlerimiz vardır. Nitekim bir hadîs-i şeriflerinde Resûlüllah Efendimiz, “Gerçek cimrî, yanında zikrim geçtiği halde bana salavât okumayandır” (Tirmizî, Sünen, Deavât 110) buyurmuşlardır. Bir başka hadîs-i şeriflerinde de, “Yanında ismim zikrolunup da bana salavât getirmeyen kimsenin, burnu sürtünsün!” ihtarıyla meselenin ehemmiyetine işâret etmişlerdir.

Resûlüllah Efendimiz, bizden kendisine giden her selâmdan haberdâr olduğunu şöyle ifade buyuruyorlar: “Yeryüzünde Allâh'ın seyyah melekleri vardır. Onlar ümmetimin selâmını, ânında bana ulaştırırlar.” (Nesâî, Sünen, Sehv 46)

Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz'e getirilen salât ve selâmlar, onu son derece memnun ve mesrûr etmektedir. Nitekim Ebû Talha (r.a.) şöyle anlatıyor:

“Bir gün Resûlüllah (s.a.v.) yüzünde bir sevinç olduğu halde geldi. Kendisine,

— Yâ Resûlellah! Yüzünüzde bir sevinç görüyoruz! deyip sebebini sorduğumuzda, cevaben şöyle dediler:

— Bana iki melek geldi ve şu müjdeyi verdi:

‘Ey Muhammed! Rabbin buyuruyor ki: Sana salavât okuyan herkese benim on rahmette bulunmam, selâm okuyan herkese de benim on selâm okumam sana (ikram olarak) yetmez mi?” (Nesâî, Sünen, Sehv 55)


ASIL MUHTAÇ OLAN BİZLERİZ

Son devir dersiamlarından Süleyman Hilmi Silistrevî (k.s.) hazretleri bu mevzudaki bir sohbetlerinde şu açıklamalarda bulunmuşlardır:

“Salevât-ı şerîfenin semerâtına (meyvelerine, onlardan hâsıl olacak dünyevî ve uhrevî mükâfata) asıl muhtaç olan bizleriz.

“Resûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem Efendimiz, “Biz seni, ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik” (el-Enbiyâ, 107) âyetinin sırrına sahip olmakla, onun hazînesi zâten rahmet-i İlâhiye ile doludur. Getirilen salevât-ı şerîfeler, o dolu hazînenin taşmasına vesîle olur da, bir çok hayır ve bereket olarak tekrar sahibine (yani salevâtı okuyana) avdet eder.

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

12/9/2007 - Dizilere Savaş

Kategori: Tefekkur

Dizileri bir de bu gözle seyredin

Yeni Asya'dan Davut Şahin, bir okuyucusunun TV dizileriyle ilgili yazısına köşesinde yer verdi. Yazıda geçen dizilerdeki karakterler için tercih edilen isimler şaşırtıcı:

”DAVUT ŞAHİN “
”İsimler ve diziler “

Bir okuyucu, ilginç bir mail göndermiş.

Bunu sizinle paylaşmak istiyorum:

"Sayın yetkili;

"% 99'u Müslüman olan memleketimizde Müslüman kesimin zihninde dinî bir anlam ifade eden kutsal isimlerin tüm Türkiye'nin seyrettiği dizilerde küçük büyük herkesin beynine kötü imajlar kullanılarak gerçek mânâları dışında kötü bir biçimde yerleştirilmektedir. Bunun tesadüf olduğunu söylemek saflık olur. Bu dizilerin yapımcıları ve arkalarındaki güçler yetkililerce incelenmelidir. Bu şekildeki farklı dizilerin birçoğunun yayınlandığı kanalın ortak adresinin ATV oluşu da dikkate değerdir.

"Gafur: Kelime anlamı olarak, bağışlamada, merhamette sınır tanımayan anlamına gelmekte olup Allah'ın 99 isminden biridir. Çarşamba günleri ATV'de yayınlanan Avrupa Yakası dizisinde psikopat, elinde bıçakla dolaşan, kendisinden her türlü kötülük beklenebilen, cinsel sapkınlıklar sergileyen, özürlü giyinen, kom şunun karısına göz dikmiş tipleme.

"Burhan: Sağlam delil mânâsına gelmekte olup Kur'ân-ı Kerim'in isimlerinden biridir. Avrupa Yakası dizisinde ise psikopat, aptal, cinsel sapkınlıklar sergileyen, dedikoducu, salak tiplerden birinin adı.

"Tacettin: Dinin tacı anlamına gelmekte olup Avrupa Yakası dizisinde en şapşal, salak, beyinsiz, herkesin arkasından dalga geçtiği, kolay işletilebilen cahil karakterin adı.

"Aziz: En yüce, en üstün anlamına gelmekte olup Allah'ın 99 isminden biridir. Aziz isimli karakter ise ATV'de yayınlanan Beyaz Gelincik dizisinde kadın pazarlayan, psikopat, katil, başkasının karısına göz dikmiş, aşağılık dizi karakterinin adı...

"Kadir: Her şeye gücü yeten mânâsına gelmekte olup Allah'ın 99 isminden biridir. ATV'de yayınlanan En Son Babalar Duyar adlı dizide sahtekâr, yalancı, para için her t ürlü dalavereyi çevirebilen başrol oyuncusu...

Amil: Amel eden, ibadet eden, iş ve aksiyon sahibi anlamına gelmekte olup Peygamberimiz'in isimleri arasında yer almaktadır. Hayat Bilgisi adlı dizide ise aklı fikri para, sahtekâr, yalancı bir okul müdürünü canlandırmaktadır.

"Mennan: Çok ihsan eden, lütufta bulunan anlamına gelmekte olup Allah'ın 99 isminden biridir. Hayat Bilgisi adlı dizide ise üçkâğıtçı, düzenbaz, uyanık, yalancı, ikiyüzlü okul hizmetlisinin adıdır. Dizide, müdür, "Mennan gel lan buraya hayvan" demekte, Allah'ın bu güzel isminin böyle aşağılayıcı bir cümlede kullanılması kesinlikle kabul edilebilir değildir.

"Bu isimler toplumumuzda "Allah'ın kulu" mânâsına gelen Abdülkadir, Abdülmennan, Abdülaziz şeklinde kullanılırken veya kullanılması gerekirken bu dizilerde Abdül kısmının çıkarılıp direkt olarak Allah'ın 99 isminden biri olarak kullanılmaktadır. Dizilerde öne çıkarılan, imrendirilen isimle rin neden yukarıda bahsedilen isimler gibi olmadığı da bir başka soru işaretini aklımıza getirmektedir.
"Bu milletin başına ne geldi ise, bananecilikten geldi. Dilerim sizler milletine ve değerlerine sahip çıkanlardan olursunuz. Saygılar."
Bu yazıyı gönderen okuyucumuz sadece bize değil, RTÜK'e de göndererek bilgilendirmiş.
Hassasiyeti için teşekkür.

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

19/8/2007 - Azrail Çok Güzel

Kategori: Tefekkur
-Onk. Dr. Haluk Nurbaki'den gerçek bir hatıra-
Ben, 40 yıllık bir kanser uzmanı olarak maddeyi aşan sayısız olayla karşılaştım ve bunları, o olaya şahit olanlarla birlikte belgeleyerek özel bir arşiv yaptım. Bunlardan 1976 yılında yaşanmış bir olayı size nakletmek istiyorum.


Kanser hastanesinde başhekimken Serap adında genç bir hanım hastam vardı. Bu hastam göğüs kanserine yakalanmış ve tedavi için yurt dışına gitmek istemesine rağmen, bazı formaliteler sebebiyle o imkanı bulamamıştı. Serap'ı özel bir ilgiyle bizzat ben tedavi altına aldım. Ve kısa bir süre sonra da iyileştiğini gördüm. Ancak Serap'ın da bütün diğer kanserliler gibi ilk 5 yıllık süreyi çok dikkatli geçirmesi gerekiyordu. Bir iş kadını olan Serap, 4 yıl kadar sonra 1 ihale için İzmir'e gitmek istedi. Kışaylarında olduğumuz için uçakla gitmesi şartıyla kabul ettim. Maalesef bilet bulamamış ve benden habersiz bindiği otobüsün kaza geçirmesi üzerine 6 saat kadar mahsur kalmış. Dönüşünden kısa 1 süre sonra kanser, kemik ve akciğerine yayıldı. Serap bacak kemiklerindeki metastaz nedeniyle yürüyemez hale gelirken, hastalığın akciğerdeki tezahürü sebebiyle de devamlı olarak oksijen cihazı kullanıyor ve söylediği her kelimeden sonra ağzını o cihaza yapıştırarak nefes almak zorunda kalıyordu. Evine gittiğim gün, yine güçlükle konuşarak:


-''Doktor bey,'' dedi. ''Ben size...dargınım.'' ''Niçin?" diye sordum.
-"Siz...dindar bir insanmışsınız. Niçin bana da, ALLAH 'ı, ölümü, ahireti anlatmıyorsunuz?"

Dini inançlarının çok zayıf olduğunu bildiğim için bu teklifi karşısında oldukça şaşırdım. O'nu üzmemeye çalışarak:
--"Doktora ulaşmak kolaydır'' dedim. ''Parayı bastırdın mı istediğine tedavi olursun. Ancak iman tedavisi için gönülden istek duymalısın..."

Konuşmaya mecali olmadığından "Ben o isteği duyuyorum" manasında başını salladı. Artık ümitsiz bir tıbbi tedavinin yanı sıra, ebedi hayatın ve saadetin reçetesi olan iman derslerimiz başlamış ve dersler "hızlandırılmalı öğretime" dönmüştü. Anlattığım iman hakikatlarını bütün ruhuyla meczediyor ve arada bir soru soruyordu.Vefatına bir hafta kala:
-"Doktor bey,'' dedi. ''Ben ölürken ne söylemeliyim?"
-"Senin durumun çok özel" dedim. ''Kelime-i Şehadet sana uzun gelir. O anı farkedince ''Muhammed'' (s.a.v) sana yeter."

O, haliyle tebessüm ederek yine başını salladı. Çok ıstırabı olduğu için Serap'a sürekli morfin yapıyor ve O'nu uyutmaya çalışıyorduk. Ben, bir iş seyahati sebebiyle bir müddet ziyaretine gidemedim. Dönüşümde annesi telefon ederek:

-"Serap, bir haftadır morfin yaptırmıyor." dedi. "Sabahlara kadar inliyor ve çok ıstırap çekiyor. Hemen eve gittim ve iğne yaptırmamasının sebebini sordum. Aldığım cevabı hala unutamıyor ve hatırladıkça ürperiyorum. "Ya morfinin tesiriyle ölüme uykuda yakalanır ve son nefeste "Muhammed" diyemezsem?.

İşte Serap, böyle bir hanımdı. Bu arada benden istihareye yatmamı ve eğer bir kaç gün daha ömrü varsa , son günü uyanık kalacak şekilde morfin yaptırılmasını rica etti. Ben hiç adetim olmadığı halde cuma gününe rastlayan o gece istihareye yattım ve Serap'ın acizliği hürmetine sandığım salı gününe kadar yaşayacağına dair işaret sezdim.


Ertesi gün O'na:
-"Hiç korkma!" dedim. "İğneyi vurdurabilirsin.

Ve Serap bir veda niteliği taşıyan bu görüşmemizde son sorusunu da sordu:
-"Doktor bey...Azrail bana nasıl görünecek?"
-"Kızım," dedim. "O bir melek değil mi? Hiç merak etme, sana yakışıklı bir prens gibi gelecektir."

Salı günü Serap'ın ağırlaştığı haberini alınca hemen eve gittim.Ancak vefatına yetişememiştim. Ailesi tam manasıyla perişandı. Sadece kendisine uzun müddet bakan dindar bir hanım akrabası ayaktaydı ve beni görünce yanıma gelerek:
-"Doktor bey, biliyor musunuz, bu evde biraz önce bir mucize yaşandı!" dedi ve devam etti:
-Serap, bir saat kadar önce oksijen cihazını attı ve "yataktan kalkması imkansız" denmesine rağmen kalkarak abdest aldı, iki rekat namaz kıldı.Bütün ev halkı hayretten donup kaldık. Ve kelime-i Şehadet getirerek vefat etmeden biraz önce de:
-Doktor bey'e söyleyin, dedi. Azrail, O'nun söylediğinden de güzelmiş!...
yok YorumYorum yaz!Bağlantı

<- Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

İslam üstündür , alt edilemez.(Hadis:Buhari,Cenaiz:79)

Kategoriler

Arkadaşlarım

islamibloglarbirligi
imaninsartlari
dinivideo
fotoders
kalbimizbir